Polis daha çok sokak güvenliğini sağlayan kişi olarak görülür. Oysa ki gelişen, karmaşıklaşan ve küreselleşen dünyada polislik internetten, ulaşıma, genetiğe; iletişimin tüm sahalarından kaçakçılığa kadar çok geniş bir alanla ilgilenmektedir. İnsanların hak ve özgürlüklerinin güven altında bulundurulması gereklidir. Günümüzde devletler, toplumda huzuru ve düzeni sağlama, insanların can ve mal güvenliğini koruma, yasa hakimiyetini sağlamak istemektedirler. Bunun için yasalara ve yasaları uygulayacak bir kuvvete gerek vardır. İşte Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde bu görevi yürüten teşkilatlardan biri, Polis Teşkilatıdır. Polis; güvenlik hizmetlerini sunan, kamu düzenini ve yurttaşların can ve malı ile temel hak ve özgürlüklerini koruyan, yasa uygulayıcı bir kamu görevlisidir. Motosikletli Polis: İki çeşittir Yunuslar ve Şahinler. Yunuslar daha çok asayişle ilgili konulara müdahil olmakla birlikte, genelde toplu gezerler ve bir motosiklete iki kişi binerler. Öndeki sürücü, arkada oturan artçı diye adlandırılır. Kıyafetleri kırmızı siyah ve beyaz renklerden oluşmaktadır. Armalarında başında kep bulunan bir yunus balığı figürü yer alır. Şahinler ise Yunusların aksine motosiklete genelde tek binerler ve tek motor halinde devriye gezerler. Bölgelerindeki trafik aksamalarına ve yoğunluklarına ayrıca trafik kazalarına bakarlar. Bu görevlerinin yanısıra normal polislik görevlerini de (asayiş) sağlamakla yükümlüdürler. Şahinler genelde eskort ve yol açma hizmetlerinde kullanılmakla birlikte olaylara hızlı müdahaleleri ve sempatik polis tavırlarıyla insanlara daha yakın görünmektedirler. Şahinlerin kıyafeti fosforlu sarıdan yeşile dönmüş ayrıca lacivert ve beyaz da bulunmaktadır. Armalarında bir pençesinde şimşek gagasında da zeytin dalı bulunan şahin figürü yer almaktadır.
O polis linci hak etti mi..
Polisimiz hakikaten önüne geleni vuran bir "katil topluluğu" mu?" İzmir'de meydana gelen olaya bir de polis gözünden bakalım.
Ertuğrul Özkök / Hürriyet
O polis linci hak etti mi
Polisimiz hakikaten önüne geleni vuran bir "katil topluluğu" mu? İstanbul ve İzmir'deki olaylardan sonra polis hakkında atılan manşetlere, yapılan yorumlara bakarsanız öyle.
Bir olayda, devletin resmi bir yetkilisine tek taraflı çok ağır suçlamalar yapıldığı zaman, bir duygu beni gönüllü avukatlığa sürüklüyor.
Çünkü öğrendiklerim, yaşadıklarım bana bir şey öğretti.
Her olayın mutlaka iki tarafı vardır.
Eğer ülkenin medyası, çok büyük ağırlığıyla, iddia makamına dönüşmüşse, birilerinin de o polislerin avukatlığını yüklenmesi gerekir.
Ben onun veya bunun tarafında değilim.
Tamamen, yukarıda izah etmeye çalıştığım psikoloji nedeniyle, bugün köşemi, bu işin başka bir tarafını göstermeye çalışan bir insana bırakıyorum.
Yazıyı yazan Hakan Hanlı, Brüksel Barosu'nda avukatlık yapmış bir hukukçu..
Bakın ne diyor:
* * *
"İnanılmaz bir linç kampanyası başlatıldı.
İstanbul'daki olayda polisin darbının öldürücü nitelikte mi olduğu, yoksa maktulün kendi patolojik durumu yüzünden mi hayatını kaybettiği, ancak adli tıp raporu ile belli olacağından, bu konuyu bir kenarda tutsak da İzmir'deki olaya yaklaşım beni hayretler içinde bıraktı.
Bir tarafta suç işleyip işlemediği daha belli olmayan polis memuru hırpalanırken, diğer tarafta maktulün arka arkaya işlediği suç ve kabahatler es geçiliyor.
Hatırlatayım:
Maktul ehliyetsiz araba kullanıyor. Üstelik ehliyetine aşırı alkollü araba kullanmaktan dolayı el konulmuş.
Maktul aşırı derecede içkili. Kanında 148 promil alkol olduğu tespit edilmiş.
Burada parantez açıp, geçmişte okuduğumuz bazı gazete manşetlerini de hatırlatayım.
'Katliam gibi kaza' (Şoförün kanında 138 promil alkol bulunduğu için).
'Bu şoför mü, katil mi?' (Şoförün alkollü araç kullanmaktan daha önce ehliyeti alınmış olmasına rağmen ölümle biten bir kaza yapmış olduğu için).
Devam ediyorum:
Maktul, polisin 'dur' ihtarına rağmen durmamış.
Yine bir parantez açıyorum.
Burada resmen yalana başvuruluyor. Arabadaki diğer gençlerden biri, TV kamerası karşısında bu ihtarı duyduklarını, hatta maktulün durması için ikazda bulunduklarını söyledi.
Demek ki, polis sadece selektör yapmış, siren çalmamış iddiaları düzmece.
* * *
Kendimizi biraz da polisin yerine koyup düşünelim.
Şunu bilenimiz var mı?
İzmir polisi günde kaç tane ihbar alır, bunlardan kaçı bombalı saldırı ihbarıdır?
Önünüzden kaçıp giden bir arabada 'masum gençler mi', yoksa 20-25 kg. C4 patlayıcı taşıyan teröristler mi var nasıl bilebilirsiniz?
Burada polis hangi saikle ateş etmiştir?
Acaba, 'dur' ihtarına uymayan bir gence değil de 20 kg. C4 patlayıcı taşıma ihtimali olan bir terör zanlısına ateş ettiğini düşünmüş olamaz mı?
Durum böyleyse, bu, kanunumuza göre polise tanınan bir 'imkán' değil, verilen bir 'görev'dir.
Rahmetli hocamız Ord. Prof. Sulhi Dönmezer, bizlere meşru müdafaa hakkını anlatırken, 'Müdafaa tarzı tehdit ile hemayar olmalıdır ama ciddi bir sanı ile bu denge aşılmışsa, suç teşkil etmeyebilir' demiş ve bir temyiz kararını örnek vermişti.
Bu kararında Yüksek Mahkeme, 'Maktulün elini aniden cebinden çıkarma hareketine girerek, sanki tabanca çekecekmiş hissini sanığa vermesinden dolayı, sanığın beklemeksizin ateş etmesinin meşru müdafaaya girdiğini' kayda geçirmiştir.
Burada da olay bu karara benzer gelişmiştir.
Sözlerime maktulün ailesine başsağlığı dileyerek son vereceğim.
Yazdıklarım, onlara karşı kişisel bir tutum olmayıp, bir haksızlığa isyandan ibarettir."
* * *
Evet toplumda böyle düşünenler de var.
Gazete manşetlerine, köşe yazılarına bakıp böyle düşünen insanların sayısının az olduğunu da sanmayın.
Diyorum ya, her sosyal olayın mutlaka iki yanı vardır.